YUNUS EMRE

Bugün radyo dinlerken büyük halk ozanı Yunus Emre’nin ölüm yıldönümü olduğunu duydum ve bu konuda bir iki söz de ben etmek istedim.

     Yunus Emre’yi okullarda tanıdık şiirlerini okuduk, yaşamını öğrendik. Ama ben onu asıl İsviçre’de  Frauenfeld’de çalışırken tanıdım. UNESCO 1991 yılını Yunus Emre Sevgi Yılı ilan etmişti, 2021 yılını da Yunus Emre Türkçe Yılı ilan etmiş. Frauenfeld’te çalışırken bir etkinlik hazırlanmış orada çalışan yabancı öğretmenlerin kendi ülkelerinden tanınmış birini tanıtması istenmişti. İtalyan öğretmen Machiavelli’yi tanıtacaktı ben de o yıl Yunus Emre Sevgi Yılı olduğu için Yunus Emre’yi tanıtmayı seçtim.

     Yaz tatilinde Türkiye’ye geldiğimde MEB ve Kültür Bakanlığından pek çok kitap, dergi şiir ve şarkı kasetleri aldım. Ve onu bilmediğim farklı yönleriyle tanıdım.Ben onu tanıdığım ve tanıttığım kadarıyla anlatmak istiyorum.

     Yunus Emre 1240 yılında Eskişehir’de doğmuş Anadolu, Suriye, Irak ve İran’ı gezmiş ve o yıllarda Moğol saldırısı altında inleyen Anadolu halkına ve tüm insanlara Tanrı sevgisi, insan sevgisi, hoşgörü içeren şiirler yazmıştır. 1320 veya 1321 yılında öldüğü düşünülüyor. Gerçek yaşamı hakkında elimizde fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Kimi kaynaklara göre medrese eğitimi aldığı söylenirken kimi kaynaklar eğitim almadığını söylemektedir. Anadolu halkı onu o kadar çok sevmiş ve benimsemiş ki dokuz yerde mezarı vardır. Onu bu kadar büyük ve unutulmaz yapan o yıllarda yazdığı şiirlerin bugün bile okunur anlaşılır olması, güzel bir Türkçeyle yazması ve Tanrı sevgisini insan sevgisiyle birleştirmesidir.

 “Biz gelmedik kavga için,
Bizim işimiz sevgi için,
Dostun evi gönüllerdir,
      Gönüller yapmaya geldik,” demiştir.

     O yıllarda da günümüzde de yazdıklarını kendi yönüne çeken, farklı tanıtmaya çalışan kişiler ve iktidarlar olmuştur. Şiirlerinin çoğu atılmış, yırtılmış ve yakılmıştır. Yine de günümüze kadar erişen şiirleri vardır. Alevi değil sünni idi diye tanıtmak isteyen bazı iktidar sahipleri paralı yazar ve şairlere bu yönde yazılar yazdırmışlardır. Oysa o tüm insanlara sevgiyle yaklaşmıştır.
“Bir kez gönülyıktın ise,
      Bu kıldığı namaz değil,
     Yetmiş iki millet dahi,
     Elin yüzün yumaz değil,” demiştir.

     Yıllar önce Yunus’u dünyaya tanıtmak için Ayla Algan, Esin Afşar onun şiirlerinden oluşan şarkılar söylemiş Semih Sergen şiirlerini kasetlere okumuştur. Bugün şiirleri şarkı olarak bestelenmiş ve söylenmektedir.Dini günlerde ilahileri büyük bir huşu içinde okunmakta ve dinlenmektedir.

Frauenfeld’de yaptığımız programı bir arkadaşla hem Türkçe hem Almanca yaptık. Ben Türkçe arkadaş Almanca okudu. Program hem Türkler hem İsviçreliler tarafından çok beğenildi. Wintethur, Zürich Üniversitesi ve adını şimdi hatırlayamadığım bir kantonda tekrarladık. Wintwrhur’daki program İsviçrelilere yönelikti. Sunumdan sonra Yunus’un şiirlerinden bestelenmiş şarkılardan oluşan küçük bir konser dinledik.
     “Dertli ne ağlayıp gezersin burda,
      Ağlatırsa mevlam yine güldürür.”
      Şarkısının sözlerinin onun olduğunu da orada öğrendim. Sunumdan sonra İsviçrelilerle Türk yemeklerini tanıttık ve sohbet ettik. Bir İsviçreli bana, “Okuduğunuz şiiri çok beğendim. Ben Türkçe bilmiyorum ama ne söylemek istediğinizi anladım,” dedi. (Şiirleri ben Türkçe arkadaşım Almanca okumuştu.) Bu beni çok etkiledi. Sözlerin, hangi dilden olursa olsun gücüne bir kez daha inandım.

     “Söz ola kese başı,
     Söz ola kestire başı,
     Söz ola ağılı aşı,
     Bal ile yağ ede bir söz.”

     İlimin ve dünya dinlerinin kardeşliğini anlatan şiirlerinden örnekler vermek istiyorum:

“ İlim ilim bilmektir,
     İlim kendin bilmektir,
    Sen kendini bilmezsen,
    Bu nice okumaktır.”

   “Bir kez gönül yıktın ise,
     bu kıldığın namaz değil,
     Yetmiş iki millet dahi
     Elin yüzün yumaz değil.”

“ Dört kitabın manası,
     Bellidir bir elifte,
     Sen elif bilmezsen,
     Bu nice okumaktır. “

       Dünyada ve Türkiye’de onun şiirlerini okuyan insanlar kendinden bir şeyler bularak farklı şekillerde yorumlamışlardır. Herkesin ortak düşüncesi tüm dünyadaki insanları büyük bir sevgiyle kucaklaması, Tanrı sevgisi ve insan sevgisini şiirlerinde duru anlaşılır bir Türkçeyle yazmasıdır. Çağdaşı olan şairler eserlerini Farsça yazarken o Türkçeyi tercih etmiştir.  Ve Türkçenin gelişimine büyük katkı sağlamıştır. Selam olsun koca Yunus’a… Selam olsun yüreği sevgiyle çarpanlara…
 

AYŞE ÖZ

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.