BEYİN GÖÇÜ VE DOKTORLAR

Yıllar önce İsviçre’de çalışırken Zürich Üniversitesinde Makine Mühendisliğini bitirmiş olan Nuri Çelik beyden Almanca dersi almıştım. Zamanla iyi dost olduk. Memleketine hasret donanımlı, iyi eğitim almış biriydi. Onun anlattıklarından çok etkilendim ve çok şey öğrendim. Son günlerde yurdumuzda yaşanan doktorların yurt dışına gitme konusu gündemde olunca anlattıklarının bir kısmını sizlerle paylaşmak istedim. “Bizler Türkiye’den buraya gönderilen seçilmiş öğrencilerdik. Çok çalışkandık, zekiydik üniversitede hocalar yanlış bir şey söyleyip mahcup olmak istemediklerinden bizlerden çekinirlerdi. Ve derse çok hazırlıklı girerlerdi. Amacımız iyi bir eğitim alıp yurdumuza dönüp hizmet etmekti. Ben burada İsviçreli kıza aşık olup evlendim. Yıllar sonra eşimi ve çocuklarımı alıp memleketime döndüm. Ben lokomotif makineleri uzmanıydım. Yurtta bu konuyla ilgili işlerde çalışıp bilgimle hizmet etmek istiyordum. Yıllarca Türkiye’de kalmama rağmen bana uygun bir iş bulup çalışamadım. Çocukları okullara gönderdim ama at yarışı gibi yetiştirilen, o dershaneden bu sınavlara koşturan çocuklarım da buranın eğitim sistemine ayak uyduramadılar. Ve sonunda üzülerek geri dönmek zorunda kaldım. Memleketim benden yararlanamadı.” Anlattıklarına gerçekten çok üzüldüm, özellikle memleketim benden yararlanamadı, sözü beni derinden etkiledi. Amacı güzeldi fakat umduğunu bulamamıştı. Neden böyle parlak gençlerden memleketim neden? Cumhuriyetin ilk yıllarında seçilerek yurt dışına gönderilen parlak öğrenciler dönüşlerinde çok güzel işler yapmışlardı. Ve Alman Nazi zulmünden kaçıp gelen akademisyenlerle yurt dışında eğitim alan gençler yeni Türkiye Cumhuriyeti’nin bilim ve sanat alanında öncüleri olmuşlardı.

Fakir Baykurt bir öyküsünü hatırladım bunları yazarken. Memlekete bir baraj yapılacaktı fakat bu işi yapacak mühendis bulunamamıştı. Bunun üzerine bakanlık Londra’da bir üniversiteye yazarak kendilerine yardımcı olacak bir mühendis isterler. Üniversite,bir Türk mühendisin adını vererek bu kişi size yardımcı olur derler. Araştırırlar bu kişi nerede ve ne yapıyor diye. O mühendisin bakanlıklarında arşiv memuru olarak çalıştığını görürler.

Sanırım anlattığım bu iki örnek yıllardır süren beyin göçünü çok güzel anlatmaktadır. Özellikle son yıllarda artarak süren beyin göçüne bir çözüm bulunması gerekir. Çok değerli, kolay yetişmeyen bu gençleri yurdumuzda yararlı işler yapıp yurt kalkınmasında hizmet etmelerini sağlayıp onlara geniş olanaklar sağlanmalıdır.

Bu yazdıklarım elbette olması gerekenler ama üzgünüm ki yurdumuzda liyakat sahibi işinin ehli birkaç üniversite bitirmiş, birkaç dil bilen gençlerimiz iş bulamıyor. Kimisi geçinmek için pazarcılık yapıyor, kimisi sokaklarda kağıt topluyor. Çok üzgünüm ki bazıları bunalıma girip intihar ediyor. Bu gençler kolay yetişmiyor. Bunlara sahip çıkmak ulusal görevimiz olmalı.

Peki, önemli görevlere kimler getiriliyor. Bu görevlere partilerine oy sağlayacak kişilerin yakınları, iktidar sahiplerinin akrabaları, yakınları ve çocukları. Bunların o işi yapabilmeleri önemli değil, önemli olan, yandaşlarının memnun olması. Tubitak gibi önemli bir kuruluşun başına hayvanat bahçesinin müdürünün atanması, hukukla ilgili bölümlerin başına hukuk fakültesi okumamış birinin atanması, çalıştığı birimde hizmetli olan olarak çalışan eğitimi olmayan birinin genel müdür olması gibi. Bu örnekler çoğaltılabilir.

Bunun dışında devlet görevlerinde, belediyelerde çalışmış gibi gösterilerek çalışmadan ücret alan binlerce bankamatik memurları var. Ayrıca beş altı yerden ücret alan kişiler var. Üniversiteleri birincilikle bitirenler mülakatla elenerek yandaşların işi bilmeyen kişiler atanıyor. Üniversitelerin kadrolarına yüksek puan alan kişiler elenip o üniversitenin rektörlerinin düşük puan alan yakınları, çocukları yerleştiriliyor.

Bütün bunlar memleketimizin gelişip büyümesine, iyi eğitim almış gençlerimizin heba olmasına, okuyan gençlerimizin yılgınlığına neden oluyor.

Memleketimizin son yıllarda durumu ortada, yüksek enflasyon, pahalılık, nerdeyse günlük zamlar vatandaşımızın belini büküyor. Partizanlık ve yaşamın güçlüğü, adam kayırma, rüşvet yıllardır kanayan yaramız. Ama son yıllardaki kadar böyle ayyuka çıkmamıştı.

Çiftçilik, hayvancılık son yıllarda durma noktasına geldi. İnsanlar emeklerinin karşılığını alamayınca üretmiyor. Çok değil bundan yirmi otuz yıl önce kendi kendine yeten bir ülke iken buğdayı bile yurt dışından alan tarımda bile dışa bağımlı bir ülke olduk.

Artık bu gidişe son verilmeli, bu durumu düzeltecek yöneticiler olmalı, değerli gençlerimiz kendi alanlarda çalışmalı, adam kayırma olmamalı, bilimde sanatta ülkeyi yukarı taşıyacak gençlerin önü açılmalıdır. Ancak o zaman ülke kalkınabilir.

Bu duruma artık bir son verilmeli.

Güzel günler görmek, dileğiyle…

Ayşe ÖZ

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.