66. BAHARIMI YAŞIYORUM

Bugün benim doğum günüm. 26 Mart 1955’ te Kırıkkale’de ailenin ikinci çocuğu, beklenmeyen, istenmeyen ikinci bebek olarak doğmuşum. İlk bebek gecikince telaşlanıp çeşitli yollar denemişler.

Annem kırk Mehmet adlı kişiden para topladığını söylerdi. Bir daha çocuk olmaz derken hem zamansız hem kız olarak doğunca pek sevinmemişler. Büyükbabam “Devrilesice sesinden bildim kız olduğunu!” demiş. Babaannem ebeymiş, doğumu o gerçekleştirmiş. Rahmetli, “Beş yüz göbek kestim,” derdi. Ama annem iki kızı olduğu için sevinmiş.

Doğduğum evi hatırlıyorum, kerpiç tek katlı, bahçe içinde tuvaleti bahçede olan bir evdi. Bahçede bir kuyu ve dut ağacı olduğunu hatırlıyorum. Annem, (Şu anda alzheimer hastası beni bile tanımıyor.) salı akşamı dokuzla on arası doğduğumu söylerdi. Çok yağmur yağıyormuş evin damı akıyormuş.

Babam memur olduğu için çocukluğum Anadolu’nun çeşitli kasabalarında geçti. Ben de iz bırakan uzun süre kaldığımız şehir Beypazarı’dır. Beypazarı çocukluğumun rüya şehridir. Çok yaramaz, haşarı erkeklerle yarışan arada onların oyunlarına katılan haşarı bir çocuktum.

Dersteyken gözüm bahçede olurdu bir an önce zil çalsa de bahçede oynasam diye. Pasaklı, sümüklü bir çocuktum. Okul bahçemizde yan yana çeşmelerin olduğu bir metre kadar yükseklikte oluk vardı. Oradan su içmek yaklaştığımda daha önce çocuklar ayaklarıyla bastıkları için siyah önlüğüm çamur olurdu. Hiç eve temiz gitmezdim. Kar yağdığı zaman çantamın üzerine biner kızak yapardım. Dallarda eteğim yırtılır, kollarım ve bacaklarımdan yara eksik olmazdı. Annem “Seni dövdüm de kızdım da ama korkutamadım,” derdi.

Okumayı geç ikinci belki üçüncü sınıfta öğrendim. Ama öğretmenim okumayı öğrendim diye sıramı değiştirince okumanın öğrenmenin tadına vardım. Sınıfın en çalışkanları arasına girdim. Okumayı öğrenmeyi yine severim.

Milli bayramlarımızı büyük bir coşkuyla kutladık, müsamerelere heyecanla hazırlandık. Sabahları bağıra çağıra andımız okurduk. 10 Kasım Atatürk’ü anma törenlerini bir hafta boyunca yapardık. Yurdumuza yararlı kişiler olmak en büyük düşümüzdü.

Ortaokul üçüncü sınıfa kadar yeni ders kitabım olmadı, ablamın kitaplarını okudum. Ortaokul ikinci sınıfa kadar yeni mantom olmadı. Hırkayla okula gittim. Ama bunlardan hiç rahatsız olmadım.

Saklambaç, köşe kapmaca, dalya, yerde çizgi oyunu, beş taş, çeşitli top oyunlarını severek oynadım. Onca yokluğa rağmen çok mutlu bir çocukluk yaşadım.

Çocukluğumu yüzümde bir gülümseme içimde bir sıcaklıkla hatırlıyorum. Bugün ayağım yere basan güçlü bir kadınsam mutlu dolu dolu bir çocukluk yaşamış olmamın büyük etkisi olduğunu düşünüyorum.

Çocukluk arka bahçemizdir. Kaç yaşına gelirsek gelelim hep orada durur, yaşamımıza yön verir.

Psikologlarda sorun ararken önce çocukluğa inelim derler. Onun için çocukluk, çocukluğu doyasıya yaşamak önemlidir. Anne babalara sesleniyorum çocuklarınıza çocukluğunuzu anlatın, onları AVM yerine parklara götürün, bırakın toprakla çamurla oynasınlar.

Anne babaların yoğun çalıştıklarını biliyorum ama onlara zaman ayırıp oynayın size de çocuğunuza da iyi gelecek. Şimdi onlara zaman ayırın ki onlar da size yaşlanıp ihtiyacınız olduğunda zaman ayırsınlar.

Çocuklar sürekli oyun oynar ve bunu severler. Oyunu ciddiye alırlar onlar için oyun oyalanma aracı değildir. Oyun gelecek yaşamdaki rolleri için provadır. Ne kadar çok prova yaparlarsa gelecekteki yaşamlarında o kadar başarılı olurlar.

Yurdumuzun geleceği olan çocuklarımız, çocukluklarını yaşamadan büyümesinler.

26.3.2021

AYŞE ÖZ

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.

Üye değilseniz hemen üye olun veya giriş yapın.